1
Erbil Tuşalp
NestNet Coach, Habercilik
Yazar + Gazeteci
Erbil Tuşalp, 1945 yılında doğdu. Çocukluk yılları
Akşehir'de geçti. 1965'de Harp Okulu'ndan mezun oldu. Hobi olarak ata bindi, binicilik
tutku haline geldi. İlk gazetecilik deneyimini, 1974 yılında kameraman olarak göreve
başladığı TRT'de yaşadı. Sonrasında yazılı basın ve televizyon programları
için çalıştı. Kendi ifadesiyle; tüm yaşamı iki perdelik bir oyundu...
"İlk perde bitti, ikincisi daha yeni başlıyor. İlk perde
1969 yazından 1999 kışına kadar başkent Ankara'da oynandı. Az alkışlandı, hiç
yuhalanmadı. İkinci perde, İstanbul'da açıldı.
Ankara sığınağında yoğrulan acılarını, öfkelerini,
özlemlerini, sevgilerini sırtladı ve yüzyılın sonunda İstanbul'a göç etti.
"Elvada Ankara, merhaba İstanbul" faturasının ilk satırına büyük hüzün
yazıldı. Oldum olası o, hüznü ve yalnızlığı hep hak ederek yaşadı. Çünkü bir
gazetecei olarak onu yıllardır ne bir devlet, ne de bir hükümet başkanı bir kez bile
aramadı. Ama o evlerinin önüne tankların her gelişinde aradı onları. İzin verirse
İstanbul, yine arar... Demir parmakların arkasına her düştüklerinde mutlaka bir-iki
satır yazdı, hal-hatır sordu. Fırsat verirse İstanbul, yine yazar...
Ismarlama işleri sevmediğinden ne hükümet üyesi bakanlar, ne
milletvekilleri, ne de genel müdürler aramadı. Hiç bir siyasi partinin genel başkanı
da bunca yıldır bir kez bile çaldırmadı telefonunu. O da 'dün akşam hüzünlü
sesiyle başbakan...' diye başlayan yazılar yazmadı, yazamadı. Sözün kısası
sanayiciler, işadamları, polis şefleri, generaller, yüksek bürokratlar da onu hiç
aramadı. Aranmamanın keyifli bir iş olduğuna inandı hep. Bunu muhalif tutumuna
başladı, aranıp sorulmadığı için hiç üzülmedi.
Bundan sonra değişip dönüşmeyeceğine, yükselen yeni
değerlerin peşinde koşturmayacağına göre Ankara'da yaşanan yıllar, bundan sonra da
İstanbul'da yaşanacak. Bundan böyle kimbilir belki de Ankara'nın özeti, İstanbul'un
ta kendisi olacak.
Gazetecinin iyisinin muhalif olandan, karşı durandan
çıktığına inandı hep. Muhalifin, karşıtın soran-sorgulayan demek olduğunu
öğretenleri sevdi. Bilime, bilgiye inananları saydı. Devletin atadığı muhaliflerden
uzak durdu. Hep ılıklaştırılmış, soğutulmuş muhalif olmaktan korktu.
Can Pulaklı Günaydın'ı, İlhami Soysal'lı Vatan'ı, Ahmet
Oktay'lı Dünya'yı hiç unutmadı. Kimine göre Aziz Nesin'in, Oktay Kutböke'nin,
İlhan Selçuk'un, Emil Galip Sandalcı'nın, Uğur Mumcu'nun, Ali Ulvi'nin sevgi dolu
sözlerine kandı. Kimine göre onların yolunu izleyerek doğruya ve gerçeğe ulaştı.
Yakaladığı doğrunun odağında hakları ve özgürlükleriyle
hep insan vardı. Genç bedenlere inip kalkan copların acısını, kelepçenin
soğukluğunu, hücre yalnızlığının karanlığını yüreğinde duydu. Kimse
duymadı-bilmedi, duyanlar-bilenler çoktan unuttu. Ama o her siyasal cinayetten sonra,
her faili meçhulün ardından 1978 sonbaharında Sağlık sokakta, evinin önünde
üzerine çevrilen namludan çıkan kurşunların vızıltısını anımsadı.
Günaydın, Vatan Yeni Ortam, Dünya, Cumhuriyet, Radikal, Posta ve
Milliyet gazetelerinde; İSTA, ANKA, UBA haber ajanslarında; TRT, ATV ve Show TV'de Olay,
32. Gün, Dünya Değişirken ve 40 Dakika programları için durup dinlenmeden
çalıştı. 1975'ten beri yazarak yaşamanın keyfini sürdü. 1980'de Çağdaş
Gazeteciler Cemiyeti'nin, 1988 ve 1997'de Türkiye gazeteciler Cemiyeti'nin haber dalında
Yılın Gazetecisi ödüllerini aldı. Ve de elbette bedelini ödedi..."
1985 Kasım'ndan bu yana Bin İnsan, Bin Tanık, Bin Belge, Eylül
İmparatorluğu, Artık Demokrasi İsteyin I, Zehir Yüklü Bulutlar, Önce Çocuklar
Öldü, Ben Tarihim Bay Başkan, Paşa ve General, Evreninki mi Özalınki mi, Plastik
Papatya Kokusu, Şeriat AŞ, Artık Demokrasi İsteyin II, Demokrasi Sizin Neyinize,
Çürüme, Şeriatı Beklerken, Sen Sofi'nin Oğlusun, İslam Faşizmi ve Bozkurtlar
"töreden partiye" isimli kitapları yayınlandı.
Masasının üstünde Bozkurtlar II "partiden çeteye",
Uçsuz Bucaksız Azınlığa, Gökyüzüne Yazılar, İnsan Hakları 'temalar', Bir Başka
Açıdan Son 50 Yıl ve Yeniden Gökyüzü başlıklı çalışmaları yayınlanmayı
bekliyor.
Özetle, Erbil için yaşam ikinci perde de yuhalanmadan
sürüyor...